Dünya

ABD ve İran geri adım atmıyor: Orta Doğu’da barış umutları zayıflıyor

ABD ve İsrail'in İran'a saldırmasının ardından başlayan çatışma, coğrafi yayılım açısından İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Orta Doğu’daki en geniş kapsamlı krizlerden biri haline geldi

Körfez'de savaş ikinci ayına yaklaşırken İran ve ABD arasındaki müzakerelerden sonuç çıkabileceğine dair umutlar giderek zayıflıyor. Washington ile Tahran’ın söylemlerini yumuşatmaya ya da taviz vermeye yanaşmadığı görülürken, savaşı kesin olarak sona erdirebilecek yeni bir müzakere takvimi de bulunmuyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, pazar günü arabulucularla görüşmek üzere üst üste ikinci kez Pakistan’a döndü. Arakçi, kısa süreli bir Umman ziyaretinin ardından burada temaslarını sürdürdü. Cumartesi günü Pakistan ziyaretini “oldukça verimli” olarak nitelendiren Arakçi, Washington’un niyetlerine ilişkin ise temkinli konuştu. X hesabından yaptığı paylaşımda, “ABD’nin diplomasi konusunda gerçekten ciddi olup olmadığını henüz görmedik” ifadelerini kullandı.

Arakçi’nin pazartesi günü başlayacak ziyareti kapsamında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile de görüşmesi bekleniyor. Batı yaptırımlarına maruz kalan Rusya ve İran, son yıllarda giderek daha yakın ilişkiler kurmuştu.

ABD heyeti İran'a gitmedi

ABD Başkanı Donald Trump ise cumartesi günü yaptığı açıklamada, temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner’ın Pakistan’a yapacağı ziyareti iptal ettiğini duyurdu. İki ismin, bu hafta sonu yapılması planlanan ikinci tur İran görüşmelerine katılması bekleniyordu.

Florida’da konuşan Trump, Washington’daki Beyaz Saray Muhabirleri Derneği yemeğinde güvenlik ekibine yönelik silahlı saldırı nedeniyle apar topar salondan çıkarılmadan önce yaptığı açıklamada, İran’ın teklifini yetersiz bulduğunu ve ziyaretin bu kadar yolculuk ile masrafa değmeyeceğini söyledi. Ziyaretin iptali, İran’ın ABD tüm deniz taşımacılığını abluka altına alırken doğrudan görüşmelere katılmayacağını açıklamasının ardından geldi.

Trump: İran yeni bir teklif sundu

Donald Trump ise daha sonra, kararını açıklamasından yalnızca dakikalar sonra Tahran’ın yeni bir anlaşma teklifi sunduğunu öne sürdü. Gazetecilere konuşan Trump, “Bize daha iyi olması gereken bir belge verdiler. İlginç olan şu ki, ben iptal kararını açıkladıktan hemen sonra, yaklaşık 10 dakika içinde çok daha iyi yeni bir belge aldık” dedi. Ancak bu yeni teklifin içeriğine ilişkin ayrıntı vermedi.

Pakistanlı yetkililer ise müzakerelerde yeniden ivme yaratmaya çalışıyor. Yerel basına yapılan bilgilendirmelerde, görüşmelerin yeniden başlamasını sağlayabilecek olası bir “köprü anlaşması” yönünde ilerleme kaydedildiği ifade edildi.

Bu ayın başlarında İslamabad’da gerçekleştirilen görüşmelerde, ABD heyetine Başkan Yardımcısı JD Vance, İran heyetine ise Meclis Başkanı Mohammad Bagher Galibaf başkanlık etmişti. Ancak toplantıdan somut bir anlaşma çıkmamıştı.

Yaklaşık 21 saat süren oturumda özellikle Hürmüz Boğazı'nın geleceği, İran’ın nükleer programı ve Tahran’ın Orta Doğu’daki silahlı gruplara verdiği uzun süredir tartışılan destek başlıklarında derin görüş ayrılıkları ortaya çıktı.

Görüşmeler, İran’ın ABD’nin uranyum zenginleştirmeyi tamamen durdurma ve elindeki 440 kilogram yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyumu teslim etme taleplerini kabul etmemesi üzerine çöktü.

Hürmüz'de abluka sürüyor

Trump geçen hafta, İran ile daha önce ilan ettiği iki haftalık ateşkesi süresiz olarak uzattığını açıklamış ve İran’dan dünya petrolü ile sıvılaştırılmış doğal gaz arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda gemilere serbest geçiş sağlamasını yeniden talep etmişti.

Körfez’deki stratejik su yolunun kapanması, dünya genelinde petrol fiyatlarının hızla yükselmesine yol açtı ve küresel ekonomik durgunluk endişelerini artırdı.

Donald Trump, ekonomik baskıyı artırmak amacıyla İran kıyıları açıklarında konuşlandırılan ABD donanmasına abluka emri verdi. Petrol satışına büyük ölçüde bağımlı olan İran için bu adım, ekonomik çöküş riskini daha da derinleştirdi.

Analistler, İran yönetiminin de Trump’ın artan akaryakıt fiyatları nedeniyle ABD’li seçmenlerden baskı gördüğünün farkında olduğunu ve bu nedenle Washington’un Tahran’dan önce taviz vermek zorunda kalabileceğini düşünüyor. ABD’de ara seçimlerin kasım ayında yapılacak olması da bu baskıyı artırıyor.

Uzmanlara göre savaş sürecinde Tahran’daki karar alma mekanizmaları üzerindeki etkisini daha da güçlendiren İran Devrim Muhafızları, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü gevşetmeye niyetli değil.

İran, boğazdan geçen her petrol tankerinden 2 milyon dolar geçiş ücreti almak istiyor. Bu durumun enerji fiyatlarını uzun yıllar boyunca yüksek tutabileceği değerlendiriliyor.

Devrim Muhafızları, resmi Telegram kanalında yaptığı açıklamada, “Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmek ve bunun caydırıcı etkisini Amerika ile Beyaz Saray’ın bölgedeki destekçileri üzerinde sürdürmek, İslami İran’ın kesin stratejisidir” ifadelerini kullandı.

İran ordusu da devlet medyasında yayımlanan açıklamasında, ABD’nin süren “abluka, haydutluk ve korsanlık” faaliyetlerinin misillemeyle karşılık bulacağı uyarısında bulundu.

Trump ise orduya, mayın döşediğinden şüphelenilen İran teknelerinin “vurulup batırılması” talimatını verdi. ABD, İran’ın konvansiyonel donanmasının büyük bölümünü etkisiz hale getirmiş olsa da, Devrim Muhafızları’nın kullandığı küçük ve hızlı botlar hâlâ ciddi bir tehdit oluşturuyor. Geçen hafta İran güçleri tarafından üç gemiye ateş açıldığı bildirildi.

İran daha avantajlı bir pozisyonda

The Guardian'a değerlendirme bulunan analistler, İslamabad’daki ilk başarısız görüşme turundan bu yana İran’ın daha avantajlı bir pozisyonda olduğunu belirtiyor.

Clingendael Uluslararası İlişkiler Enstitüsü için değerlendirme yapan Hamidreza Azizi ve Erwin van Veen, “Hem ABD hem de İran, karşı tarafın kırmızı çizgilerini aşan sırasıyla 15 ve 10 maddelik maksimalist talepler sundu” ifadelerini kullandı.

Uzmanlara göre ne mevcut askeri tablo ne de savaşın gidişatı, tarafların savaş öncesi pozisyonlarına kıyasla büyük tavizler vereceğini gösteriyordu. Hatta ateşkese yol açan stratejik çıkmazın İran’ın lehine olduğu belirtiliyor; çünkü ABD, Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak için büyük ölçekli ve son derece riskli bir kara operasyonuna girişmeden bunu sağlayamıyor.

Trump ise Washington’daki gala yemeğindeki silahlı saldırıdan önce Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, İran yönetimi içinde “büyük bir iç çekişme ve karmaşa” yaşandığını savundu. “Kimsenin kimin yönetimde olduğunu bildiği yok, kendileri bile bilmiyor” diyen Trump, “Ayrıca tüm kartlar bizde, onlarda hiçbir şey yok. Konuşmak istiyorlarsa tek yapmaları gereken aramak” ifadelerini kullandı.

Analistler ise İran yönetimi içinde ciddi görüş ayrılıkları bulunsa da tüm grupların ABD karşısında birleşik bir görüntü vermekte kararlı olduğunu söylüyor.

İran Cumhurbaşkanı Masoud Pezeshkian da geçen hafta yaptığı açıklamada, Tahran’da “sertlik yanlıları ya da ılımlılar” ayrımı olmadığını ve ülkenin dini liderin arkasında birleştiğini ifade etti.

İsrail, Lübnan'a yönelik saldırılarını sürdürüyor

Bir diğer kritik mesele ise Lübnan’daki kırılgan ateşkesin korunması. Tahran, olası müzakerelere katılımı açısından bu ateşkesin sürmesini hayati görüyor.

İsrail, cumartesi günü Güney Lübnan’a düzenlediği saldırılarda, en az altı Hizbullah mensubunu öldürdüğünü öne sürdü. Aynı dönemde Lübnan’dan İsrail’e doğru çok sayıda roket ve insansız hava aracı fırlatıldı. Lübnan Sağlık Bakanlığı’na göre pazar günü ülkenin güneyine düzenlenen saldırılarda 14 kişi hayatını kaybetti, 37 kişi de yaralandı.

Çatışma, coğrafi yayılım açısından İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Orta Doğu’daki en geniş kapsamlı krizlerden biri haline geldi. Şiddet olayları Azerbaycan'dan Umman'a, hatta Hint Okyanusu’na kadar uzanıyor.

Yerel sağlık yetkililerine göre ABD ve İsrail’in ortak saldırılarında İran’da şu ana kadar en az 3 bin 375 kişi hayatını kaybetti.

Lübnan’da ise İsrail’in, İran’ın dini lideri Ali Hamaney'in Tahran’daki saldırıda öldürülmesinin ardından Hizbullah’ın İsrail’e füze saldırıları düzenlemesi üzerine başlattığı yoğun operasyonlarda yaklaşık 2 bin 500 kişi öldü.

İran’ın misilleme saldırılarında ve ona bağlı grupların operasyonlarında Körfez Arap ülkelerinde bir düzineden fazla, İsrail’de ise 23 kişi yaşamını yitirdi.

Ayrıca Lübnan’da 15 İsrail askeri, bölgede görev yapan 13 ABD askeri personeli ve Güney Lübnan’daki altı Birleşmiş Milletler barış gücü personeli de hayatını kaybetti.

Kaynak: Gazete Oksijen