Dünya

Chávez’in uğruna darbeye göğüs gerdiği petrol yasası rafa kalktı: Venezuela’da sömürgeleştirme süreci

Chávez’in uğruna darbeye göğüs gerdiği petrol yasası rafa kalktı: Venezuela’da sömürgeleştirme süreci 2001’de çıkan petrol yasası değiştirildi. ABD’li tekeller sektöre el atacak. Uluslararası sermaye, Venezuela’dan para almak için sıraya girdi. Petrol gelirini fiilen ABD kontrol ediyor. Durum, iyiden iyiye bir sömürge yönetimini andırmaya başladı.

ABD Başkanı Donald Trump, “Venezuela’nın petrolünü bundan sonra biz kontrol edeceğiz” demişti.

3 Ocak’ta haydutça bir saldırıyla Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores’in kaçırılmasının üzerinden bir ay geçmeden, Trump’ın bu sözünün gerçeği ifade ettiği ortaya çıkmaya başladı.

Venezuela parlamentosu, ülkenin petrol kanununu değiştirerek, Chávez döneminden kalma “devlet kontrolü” kuralını fiilen kaldırdı.

Ayrıca ülkenin petrol gelirleri de ABD’nin oluşturduğu Düyun-u Umumiye benzeri bir mekanizma üzerinden bizzat Washington’dan kontrol edilir hale geldi.

Gelinen noktayı 3 Ocak tetiklemiş olsa da, Venezuela’nın petrol sektöründeki dönüşümün geçmişi, bugünün taşlarını döşemişti.
Petrol yasasında ne değişiklik yapıldı?

28 Ocak Perşembe günü Venezuela parlamentosu, ülkenin petrol kanununda reform teklifini kabul etti.

Aynı zamanda fiili Devlet Başkanı Delcy Rodríguez’in kardeşi olan Meclis Başkanı Jorge Rodríguez, kararı “dünyanın en büyük petrol rezervlerini işlemede rekabetçiliği artıracağı” gerekçesiyle selamladı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da “Chávez döneminden kalma, özel sektörün yatırımlarının önüne konulan kısıtlamaları kaldıran değişiklikten dolayı” Venezuelalı vekilleri tebrik etti.

Değiştirilen kanun, 2001 yılında Hugo Chávez döneminde kabul edilmişti ve petrol sektöründeki işletmelerde çoğunluk hissenin Venezuela devletinin elinde olmasını zorunlu kılıyordu.

Değişikliklerle birlikte yeni yasal çerçeve, yabancı şirketlere çok daha büyük özerklik sağlıyor, vergide indirime gidiyor, gelirin kullanımında söz haklarını artırıyor.

Yasa değişikliğinin hemen ardından ABD yönetimi, 2017 yılından beri yaptırım altında olan Venezuela’nın petrol sektöründe çalışabilmeleri için kimi ABD’li petrol şirketlerine lisans verdi.

3 Ocak’ta Maduro’nun kaçırılmasının ardından ABD, bir süredir temas ettiği anlaşılan Delcy Rodríguez’le “verimli bir ilişki kurabileceği” kanaatini dile getirmiş, Nobel Barış Ödülü’nün bahşedildiği María Corina Machado dahil yıllardır desteklediği muhalefet liderlerine prim vermemişti.

Rodríguez ve iktidardaki parti PSUV, iki haftadır bu yasa değişikliği üzerinde çalışıyordu.

Bu süreçte ABD’yle Venezuela’nın ilişkileri açısından bir başka kritik adım atıldı. ABD, sonbahardan bu yana korsanlık faaliyetiyle Karayip Denizi’nde el koyduğu gemilerin taşıdığı 50 milyon varillik Venezuela petrolünün bir kısmını satmıştı. Bu gelirler Katar’daki bir fona aktarıldı.

Hafta içinde, yaklaşık 2 milyar dolarlık, Venezuela’ya ait petrol gelirinin 300 milyon doları, petrole el koyan ABD tarafından Venezuela’daki üç özel bankanın hesabına yatırıldı. Şubat başında ABD’nin 200 milyon dolar daha “vereceği” düşünülüyor.

Venezuela’daki özel bankalar bu 300 milyon doları açık artırmayla piyasaya sürüp, Venezuela’nın ulusal parası olan bolivar aldı. Devletin resmi kuru 800 bolivar civarında olmasına rağmen, açık artırmada 1 dolar 500 bolivarın altında fiyatlara alıcı buldu.

ABD, satıştan elde edilen bolivar cinsindeki paranın neye harcanacağında da söz sahibi. Rodríguez, paranın öncelikli olarak ödenemeyen maaşlara gideceğini vurguladı. Trump’sa bunu teyit ederken, aynı zamanda “ABD şirketlerinden gıda ve ilaç alınacağını” da söyledi.

Marco Rubio’nun “kısa vade için bulduğumuz bir çözüm” dediği bu geçici çerçeve, Osmanlı dönemindeki Düyun-u Umumiye’ye çok benzer bir işleve sahip. Fakat ABD’nin henüz bir ay önce söz konusu ülkenin devlet başkanını askeri bir saldırıyla kaçırmış ve hapiste tutuyor olması, Venezuela’nın mevcut durumunu bir sömürge ülkesine daha benzer hale getiriyor.

Önümüzdeki günlerde ABD’nin Venezuela’ya yönelik yaptırımlarını adım adım gevşetmesi bekleniyor.

Bunlardan kısa zamanda gerçekleşmesi beklenen biri, Venezuela’nın IMF’de hakkı olan fona erişiminin kısıtlanmasına son verilmesi.

IMF, 2021 yılında covid salgınıyla mücadele kapsamında tüm hükümetlere likidite sağlamıştı. Bu kapsamda Venezuela’nın da IMF nezdinde erişebileceği 4.9 milyar dolarlık bir fon vardı. Ancak ABD hükümeti, Venezuela’nın bu fona erişimini engelliyordu.

Bu hafta içinde ABD Hazine Bakanlığı’ndan yetkililer, konuyla ilgili olarak IMF yetkilileriyle görüştü.

Ancak Rodríguez hükümetinin esas arzusu, ABD’nin mevcut hükümeti tanıması. ABD’nin başını çektiği, çoğunluğu Avrupa’daki 50 civarında ülke, Maduro hükümetini tanımıyordu. Henüz Rodríguez hükümeti de bu ülkelerce tanınmış değil.
Uluslararası sermayenin Venezuela ilgisi anında arttı

3 Ocak’ta 100’den fazla kişinin ölümüyle sonuçlanan kanlı saldırının hemen ardından uluslararası sermaye, gözünü Venezuela’ya dikmiş durumda.

Venezuela’dan alacağı olan şirket ve kurumlar, temerrüde düşmüş Venezuela borçlarını ABD’nin Düyun-u Umumiye sistemi sayesinde tahsil edebilecekleri konusunda umutlu.

Maduro hükümeti, 2017 yılında ABD yaptırımlarının Venezuela ekonomisini felç etmesi ve nihayetinde finansal işlemleri tamamen engellemesiyle borç ödemelerinde temerrüde düşmeye başlamıştı.

GMO, Greylock Capital, Mangart Capital ve Morgan Stanley gibi 10 milyar doların üzerinde devlet ve kamu petrol şirketi PDVSA tahviline sahip alacaklıları bir araya getiren Venezuela Alacaklılar Komitesi (VCC), yetki verildiğinde bir borç yeniden yapılandırma anlaşmasını görüşmeye "hazır olduklarını" ifade etti.
Venezuela'nın devlet petrol şirketinin yakınlarında bir sondaj kulesini tutan el heykeli.
Reform ‘yeni’ değil: Rodríguez ve Maduro 2022’de yasayı kadük hale getirmişti

Öte yandan, petrol yasasında yapılan değişikliklerin özü, aslında bir süredir fiilen yürürlükteydi.

2001 yılında Chávez, yeni Bolivarcı Anayasa çerçevesinde petrol kanununu çıkardığında yalnızca tüm petrol alanlarında devletin çoğunluk hisseye sahip olmasını zorunlu kılmamış, yabancı şirketlerin söz hakkını büyük oranda sınırlamış, gelirin ülke dışına çıkışını kısıtlamıştı. Yani Venezuela petrolünün sadece hisselerinin değil, kontrolünün ve gelirinin de Venezuela halkının elinde olmasını güvence altına almıştı.

2017 yılında Trump’ın ilk döneminde Venezuela’ya karşı yaptırımlar başladıktan sonra, 2020’de Maduro hükümeti, petrol alanında fiili bir gevşemeye gitmek için adımlar atıp görüşmelere başlamıştı.

2022’de Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlamasının ardından dünya petrol arzında daralma yaşanınca Maduro hükümeti, o sırada Biden’ın başkanlık ettiği ABD yönetimiyle uzlaşı yoluna gitmişti.

Durum, iş yaptıkları Amerikan şirketinin adıyla “Chevron modeli” olarak biliniyordu ve mucidi, bugün fiili Devlet Başkanı olan Delcy Rodríguez’di.

Bu modelde Chevron, Venezuela’daki bazı petrol sahalarını işletiyor, çıkan ham petrolü satıyor, ancak Venezuela devletine tek kuruş vermiyordu. Zaten ABD yaptırımları gereğince vermesi de yasaktı. Bunun yerine Chevron, geliri, “zamanında yapılan kamulaştırmalardan kaynaklanan borcundan” mahsup ediyordu.

Henüz Chávez döneminden kalan yasa yürürlükte olduğu için, çoğunluk hisse hâlâ devletin petrol şirketi PDVSA’nın elindeydi. Fakat sahadaki üretim kararları, tedarik, işe alım ve ihracat lojistiği yönetimi olduğu gibi Chevron’a bırakılmış, böylece fiili bir özelleştirme yapılmıştı.


Chávez bu yasayı darbeye rağmen çıkarmıştı

Venezuela’nın devrimci lideri Hugo Chávez, iktidarının üçüncü yılında, 2001’de petrol kanununu çıkardığında, hem Venezuela burjuvazisi hem de uluslararası sermayenin en büyük tepkisiyle karşılaştı.

Nitekim, petrolün Venezuela halkına geri verilmesinin ardından başlayan hazırlıkları, Nisan 2002’de Chávez’e karşı darbe yapılmasıyla sonuçlandı.

Darbeciler Chávez’i bir adaya kaçırdı. Fakat halkın milyonlar halinde sokaklara çıkıp devlet kurumlarını kuşatmasının ardından darbeciler devrimci lideri serbest bırakmak zorunda kaldı.

Fakat karşıdevrimci girişimler ve özellikle ABD emperyalizminin sabotaj girişimleri durmadı. Bunun üzerine 2006 yılında Chávez hükümeti, kanunu daha da sıkılaştırdı. Exxon ve Conoco gibi tekeller, 2001’deki yasaya rağmen kimi petrol sahalarında eskiden kalma sözleşmelere uygun olarak sağlanan istisnalarla çalışmayı sürdürdü. 2006’da “artık istisna yok” denildi.

Şimdi Venezuela’nın petrol sektörü ve ötesi, fiilen ABD’nin müdahalesine açık hale getirildi. Ancak konu, Venezuela’da da yoğun biçimde tartışılıyor.

Delcy Rodríguez, ABD’nin bahşettiği paraların yattığı fonların adını “egemen fonlar” koydu, çünkü tartışma tam da Venezuela’nın ulusal egemenliğinin kaybedilmesi etrafında dönüyor.

Maduro’nun kaçırılmasının ardından yüz binlerce Venezuelalı sokaklara dökülmüş ve ABD saldırısını lanetlemişti.

Rodríguez hükümetinin son adımlarının Venezuela halkı nezdinde nasıl karşılanacağını zaman gösterecek.

Kaynak: Sol Haber