<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Kıbrısın Sesi Gazetesi</title>
    <link>https://www.kibrisinsesi.com</link>
    <description>Kıbrısın Sesi Gazetesi</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.kibrisinsesi.com/rss/yasam" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2024. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 25 May 2026 13:12:46 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisinsesi.com/rss/yasam"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Antarktika turizmi hastalık endişelerini artırıyor: Hantavirüs tespit edilen gemi yalnızca başlangıç olabilir!]]></title>
      <link>https://www.kibrisinsesi.com/antarktika-turizmi-hastalik-endiselerini-artiriyor-hantavirus-tespit-edilen-gemi-yalnizca-baslangic-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisinsesi.com/antarktika-turizmi-hastalik-endiselerini-artiriyor-hantavirus-tespit-edilen-gemi-yalnizca-baslangic-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Antarktika’nın yanı sıra çeşitli izole adaları da ziyaret eden MV Hondius adlı gemide yaşanan Hantavirüs salgını nedeniyle üç kişi yaşamını yitirmiş, 7 kişide de hastalık tespit edilmişti</p>

<p>İklim değişikliği nedeniyle Antarktika’daki buzulların geri dönülmez biçimde eriyebileceğine yönelik endişeler, kıtanın turistik cazibesini artırıyor. Ancak uzmanlar, Antarktika’ya yönelik hızla büyüyen turizmin çevresel kirlenme, hastalık ve ekosistem tahribatı riskini de beraberinde getirdiği uyarısında bulunuyor.</p>

<p>AP'de yer alan habere göre, yüksek maliyetler ve uzun yolculuk süreleri nedeniyle kıtaya ziyaretçi sayıları hâlâ sınırlı olsa da artış hızının bilim insanları ve çevrecileri alarma geçirdiği belirtiliyor. Konu, Hollanda bayraklı MV Hondius adlı gemide düzenlenen uzun süreli kutup turunda görülen ölümcül hantavirüs salgınının ardından yeniden gündeme geldi.</p>

<p>Turist seferlerinin büyük bölümü, dünyanın en hızlı ısınan bölgelerinden biri olan Antarktika Yarımadası’na düzenleniyor. ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’nin (NASA) verilerine göre, 2002-2020 yılları arasında Antarktika’da yılda ortalama 149 milyar metrik ton buz eridi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>En yaygın rotalardan biri, Arjantin’den güneye doğru Antarktika’ya ulaşıp ardından Afrika kıyıları boyunca kuzeye yönelmek. MV Hondius da bu güzergâhı izleyen gemiler arasında yer aldı.</p>

<p>Antarktika ve Güney Okyanusu Koalisyonu adlı çevre örgütünün direktörü Claire Christian, Antarktika’nın eşsiz doğasının ziyaretçiler üzerinde güçlü bir etki bıraktığını belirterek, “Burada görülen manzaralar dünyanın başka hiçbir yerinde yok. Balinalar, foklar, penguenler ve buz dağları gerçekten büyüleyici” dedi.</p>

<p>Uluslararası Antarktika Tur Operatörleri Birliği verilerine göre, 2024 yılında 80 binden fazla turist Antarktika kıtasına ayak bastı, 36 bin kişi ise kıtayı gemilerden gözlemledi. Endişeli Bilim İnsanları Birliği, Antarktika turizminin son 30 yılda 10 kat büyüdüğünü tahmin ediyor.</p>

<p>Avustralya’daki Tazmanya Üniversitesi’nde Antarktika hukuku alanında çalışan akademisyen Hanne Nielsen’e göre, buzullarda seyahat edebilen gemi sayısının artması ve teknolojik gelişmeler sayesinde maliyetlerin düşmesiyle ziyaretçi sayısı önümüzdeki 10 yılda daha da yükselebilir. Üniversitedeki araştırmacılar, yıllık ziyaretçi sayısının üç ya da dört kat artarak 400 binin üzerine çıkabileceğini öngörüyor.</p>

<p>Nielsen, bazı turistlerin “son şans turizmi” anlayışıyla Antarktika’ya gittiğini, insanların hızla değişen ve eriyen bu coğrafyayı tamamen yok olmadan önce görmek istediğini söyledi.</p>

<h2>Bulaş riski</h2>

<p>Yetkililer, MV Hondius gemisinden kaynaklanan herhangi bir çevresel bulaşma tespit edildiğine dair bir bulgu açıklamadı. Bununla birlikte, ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’ne (CDC) göre göçmen kuş sürüleri son yıllarda kuş gribini Güney Amerika’dan Antarktika’ya taşıdı.</p>

<p>Salgının ardından Uluslararası Antarktika Tur Operatörleri Birliği ve diğer kuruluşlar, turistlerin davranış ve hijyen kurallarını daha da sıkılaştırdı. Amaç hem ziyaretçilerin hastalıklardan korunması hem de Antarktika’nın hassas ekosisteminin istilacı türlerden etkilenmesinin önüne geçmek.</p>

<p>Bu kapsamda turistlerden hayvanlardan uzak durmaları ve ayakları dışında hiçbir ekipmanın doğrudan zemine temas etmemesi isteniyor.</p>

<p>Daha önce rehber olarak beş kez Antarktika seferine katılan akademisyen Hanne Nielsen, “Güneye giden herkesin uyması gereken kurallar var” dedi. Nielsen, mürettebat ve yolcuların ayakkabılarını ve ekipmanlarını böcek, tüy, tohum ve mikrop taşıyabilecek kirlerden arındırmak için elektrik süpürgesi, dezenfektan ve fırçalar kullandığını anlattı. Nielsen, “Botların diliyle bağcıkları arasında bile pek çok şey bulunabiliyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Kruvaziyer gemileri geçmişte de norovirüs gibi hızla yayılabilen salgınlarla gündeme gelmişti. 2020 yılında Diamond Princess adlı kruvaziyer gemisinde ortaya çıkan COVID-19 salgını, gemiyi o dönemde henüz tam olarak tanınmayan virüs için bir yayılma merkezine dönüştürmüştü. Hantavirüs ise genellikle enfekte kemirgen dışkılarının solunması yoluyla bulaşıyor.</p>

<h2>Gemide Hantavirüs krizi</h2>

<p>MV Hondius adlı geminin düzenlediği ada turlu sefer, 1 Nisan’da Arjantin’in Ushuaia kentinden başladı. Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre gemi, Antarktika’nın yanı sıra çeşitli izole adaları da ziyaret etti.</p>

<p>DSÖ Salgın ve Pandemi Hazırlık Direktörü Maria Van Kerkhove, kurumun gemide insandan insana bulaş ihtimalini araştırdığını açıkladı. Van Kerkhove, ilk enfekte kişinin virüsü muhtemelen gemiye binmeden önce kaptığını düşündüklerini belirtirken, yetkililerin kendilerine gemide fare bulunmadığı bilgisini verdiğini söyledi.</p>

<p>Antarktika, 1959 yılında imzalanan Antarktika Antlaşması kapsamında yalnızca barışçıl amaçlarla kullanılacak bir bilimsel koruma alanı olarak yönetiliyor. Antlaşma sonrasında kabul edilen kurallar ise, bölgeye yapılan ziyaretlerin Antarktika’nın çevresine, bilimsel çalışmalarına ve doğal estetik değerlerine zarar vermemesini amaçlıyor.</p>

<p>Şirketler ve bilimsel araştırma ekipleri, Antarktika’daki faaliyetler için biyogüvenlik kurallarına gönüllü olarak uyuyor ve çevresel etki değerlendirmeleri hazırlıyor.</p>

<p>Antarktika ve Güney Okyanusu Koalisyonu Direktörü Claire Christian, antlaşmanın yazıldığı dönemde bölgeye gelen turist sayısının bugünkünden çok daha düşük olduğunu söyledi.</p>

<p>Christian, Japonya’nın Hiroşima kentinde düzenlenecek Antarktika Antlaşması Danışma Toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, “Dünyadaki diğer hassas ve değerli ekolojik alanlarda olduğu gibi burada da faaliyetlerin uygun şekilde düzenlenmesi gerekiyor” dedi.</p>

<p>Toplantıda Antarktika’daki penguenler, balinalar, deniz kuşları, foklar ve besin zincirinin temelini oluşturan krill adı verilen küçük deniz canlılarının korunmasına yönelik çağrıların güçlendirilmesi bekleniyor.</p>

<p>Buna rağmen buzlarla kaplı kıta, ziyaretçiler için cazibesini korumaya devam ediyor.</p>

<p>Christian, “Antarktika’da bıraktığınız bir ayak izi 50 yıl sonra bile hâlâ orada olabilir” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>Kaynak: Gazete Oksijen</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Dünya, Haberler, Yaşam</category>
      <guid>https://www.kibrisinsesi.com/antarktika-turizmi-hastalik-endiselerini-artiriyor-hantavirus-tespit-edilen-gemi-yalnizca-baslangic-olabilir</guid>
      <pubDate>Wed, 06 May 2026 10:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisinsesicom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisinsesi-com/uploads/2026/05/antarktika-turizmi-hastalik-endiselerini-artiriyor-hantavirus-tespit-edilen-gemi-yalnizca-baslangic-olabilir-nh3q.jpg" type="image/jpeg" length="39209"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bir egzersiz 8 kronik hastalık riskini azaltıyor]]></title>
      <link>https://www.kibrisinsesi.com/bir-egzersiz-8-kronik-hastalik-riskini-azaltiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisinsesi.com/bir-egzersiz-8-kronik-hastalik-riskini-azaltiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bilim camiasında uzun zamandır kabul edilen "daha fazla hareket, daha az otur" önerisi, daha ayrıntılı bir yaklaşımın yerini alıyor. European Heart Journal’da yayımlanan araştırma, günlük fiziksel aktivitelerin küçük bir kısmını bile “yüksek yoğunluklu” hale getirmenin sekiz farklı kronik hastalık riskini önemli ölçüde azalttığını göstermektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmacılar, Birleşik Krallık Biobank verilerini kullanarak yaklaşık 470.000 kişiyi 9 yıl boyunca izlediler.</p>

<p>Çıkan sonuçlar, toplam fiziksel aktivite düzeyinin yalnızca %4'ünü yüksek yoğunluklu egzersizlere ayıran bireylerin, bu egzersizleri yapmayanlara göre çok daha sağlıklı olduğunu ortaya koymuştur.</p>

<h2>Yüksek Yoğunluklu Egzersizin Sağladığı Önemli Risk Azaltma Oranları</h2>

<ul>
 <li>Demans: %63</li>
 <li>Tip 2 Diyabet: %60</li>
 <li>Yağlı Karaciğer Hastalığı: %48</li>
 <li>Ölüm Riski (Tüm Nedenlerden): %46</li>
 <li>Kronik Solunum Yolu Hastalıkları: %44</li>
 <li>Kronik Böbrek Hastalığı: %41</li>
 <li>Bağışıklık Sistemi Hastalıkları: %39</li>
 <li>Kardiyovasküler Olaylar: %31</li>
 <li>Atriyal Fibrilasyon (Kalp Ritmi Bozukluğu): %29</li>
</ul>

<h2>“Yüksek Yoğunluklu” Ne Demektir?</h2>

<p>Bir aktivitenin yüksek yoğunluklu olduğunu belirlemenin en basit yolu, **“konuşma testi”** uygulamakta yatmaktadır. Eğer egzersiz yaparken tam cümleler kurabiliyorsanız, bu düşük veya orta yoğunluklu bir aktivitedir. Ancak sadece birkaç kelime söyleyebileceğiniz kadar nefes nefese kalıyorsanız, bu yüksek yoğunluklu bir aktivite demektir.</p>

<p>Koşmak, hızlı bisiklet sürmek, merdivenleri hızla çıkmak veya ağır alışveriş torbalarını yukarı taşımak gibi aktiviteler bu tanıma girmektedir.</p>

<h2>Günlük Hayata Nasıl Entegre Edilir?</h2>

<p>Uzmanlar, bu faydaları elde etmek için profesyonel bir sporcu olmanın gerekmediğini vurgulamaktadır. Günde sadece birkaç dakikalık yoğun çaba bile etkili olacaktır:</p>

<ul>
 <li>Kısa Patlamalar: Asansör yerine merdivenleri hızlı bir şekilde kullanın.</li>
 <li>Hızlı Yürüyüş: İşe veya markete giderken adımlarınızı hızlandırın.</li>
 <li>İnterval Çalışma: Yürüyüş veya yüzme sırasında 30 saniye ile 1 dakika aralığında hızınızı artırıp sonra yavaşlayın.</li>
</ul>

<p>Özellikle yaşlı bireyler veya hareket kısıtlılığı olan kişiler için “yoğunluk” kavramı, kişisel kondisyona göre değişir. Bu gruptaki kişiler için sandalyeden hızlı bir şekilde kalkıp oturmak bile yüksek yoğunluklu bir aktivite olarak değerlendirilebilir.</p>

<p>Herhangi bir yeni egzersiz programına başlamadan önce mutlaka bir doktora danışılması önerilmektedir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Haberler, Spor, Yaşam</category>
      <guid>https://www.kibrisinsesi.com/bir-egzersiz-8-kronik-hastalik-riskini-azaltiyor</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Apr 2026 10:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisinsesicom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisinsesi-com/uploads/2026/04/0x0-11.webp" type="image/jpeg" length="98369"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Klinik Psikolog Akbirgün: "Öfke sosyal medyada en hızlı yayılan duygulardan biri"]]></title>
      <link>https://www.kibrisinsesi.com/klinik-psikolog-akbirgun-ofke-sosyal-medyada-en-hizli-yayilan-duygulardan-biri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisinsesi.com/klinik-psikolog-akbirgun-ofke-sosyal-medyada-en-hizli-yayilan-duygulardan-biri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>“Bir kişinin öfkesi başka bir kişinin öfkesini tetikler”</p>

<p>“Dijital çağda en önemli psikolojik beceri hızlı tepki vermek değil tepkiyi erteleyebilmek ve muhakeme edebilmektir…Durabilmek, sorgulayabilmek gerekir”</p>

<p>“Unutulmamalıdır ki zihninizi korumazsanız, birileri sizin yerinize düşünür ve yönetir”</p>

<p>Çocukların ekran kullanımı… “Evdeki dil, ekranın etkisini azaltabilir. Ama ekran, evdeki duygusal boşluğu dolduramaz.”</p>

<p>“Sürekli alarm halinde yaşayan zihin sağlıklı karar veremez”</p>

<p>Klinik Psikolog İpek Akbirgün, öfkenin sosyal medya ortamlarında en hızlı yayılan duygulardan biri olduğunu, bir kişinin öfkesinin başka bir kişinin öfkesini tetiklediğini kaydetti.</p>

<p>Dijital çağda en önemli psikolojik becerinin, hızlı tepki vermek değil tepkiyi erteleyebilmek ve muhakeme edebilmek olduğunu söyleyen Akbirgün, “Durabilmek. Sorgulayabilmek gerekir” dedi.</p>

<p>Çocukların ekran kullanımıyla ilgili olarak ise Akbirgün çocukların psikolojik dayanıklılığını belirleyen en güçlü faktörün ebeveynle kurulan duygusal bağ olduğunun altını çizerek, “Evdeki dil, ekranın etkisini azaltabilir. Ama ekran, evdeki duygusal boşluğu dolduramaz.” vurgusu yaptı.</p>

<p>Eleştirmenin sağlıklı olduğunu belirten Akbirgün, ancak anlamadan, muhakeme etmeden yargılamanın hem birey hem de toplumun psikolojik dengesine zarar verdiği uyarısında bulundu, “Psikolojik olgunluk, her bilgiye inanmak değil; bilgiyi değerlendirebilmektir” dedi.</p>

<p>Akbirgün, “Zihninizi korumazsanız, birilerinin sizin yerinize düşünüp yönettiği gerçeğini unutmamanız gerekir” diye konuştu.</p>

<p>Son yıllarda haber aktarım biçiminin köklü biçimde değiştiğine, sürekli akan bildirimler, çarpıcı başlıklar ile felaket dilinin hakim olduğuna dikkat çeken Akbirgün, “Zihin, doğası gereği tehdide odaklanır. Bu nedenle korku ve öfke içeren içerikler daha hızlı dikkat çeker. Bunun psikolojik bedeli ise sürekli alarm halinde yaşamaktır” dedi.</p>

<p>-“Alarm merkezi aktive olunca muhakeme geri planda kalır. Kişi anlamaya değil, tepki vermeye yönelir”</p>

<p>Alarm merkezi aktive olunca kortizolun yükseldiğini, dikkatin daraldığını belirten Akbirgün, muhakemenin geri planda kaldığını söyleyerek, “Bu durumda kişi anlamaya değil, tepki vermeye yönelir. Çünkü alarm halindeki zihin analiz etmez; savunmaya geçer” diye konuştu.</p>

<p>Klinik Psikolog İpek Akbirgün, “Bir cümle bağlamından koparılıyor. Saatler içinde binlerce kişi hüküm veriyor”</p>

<p>Bilgi çağı ve aynı zamanda duygusal manipülasyon çağında bulunulduğunu belirten Akbirgün, “Bir görüntü kesiliyor. Bir cümle bağlamından koparılıyor. Saatler içinde binlerce kişi hüküm veriyor. Savunma yok. Süre yok. Bağlam yok. Ama tepki var. Bu, yalnızca bireysel öfkenin değil; yönlendirilebilir bir toplumsal refleksin göstergesidir” diye konuştu.</p>

<p>Bunun yalnızca dijital bir alışkanlık değil, psikolojik bir süreç olduğunu belirten Akbirgün, insan beyninin tehdit algıladığında düşünmeyi değil, tepki vermeyi seçtiğini söyledi. “Psikolojik açıdan bakıldığında, insan beyni güvenlik için evrimleşmiştir” diyen Akbirgün, beynin önceliğinin haklı olmak değil, hayatta kalmak olduğunu kaydetti.</p>

<p>-“Beyin tehdide öncelik verir, algoritmalar bunu çok iyi bilir”</p>

<p>Algoritmaların, beynin tehdide öncelik verdiğini çok iyi bildiğini, dijital platformların çalışma prensibinin psikolojik olduğunu dile getiren Akbirgün, “Bu tür içerikler beynin alarm merkezini aktive eder” dedi.</p>

<p>-“Alarm halindeki zihin sorgulamaz. Tepki verir. Tepki veren toplum yönlendirilmeye daha açıktır”</p>

<p>Bugün dijital dünyada en değerli şeyin bilgi değil, dikkat olduğunu, çarpıcı başlıkların beynin alarm sistemini harekete geçirdiğini, “Skandal”, “Şok”, “Rezalet” gibi kelimelerin sinir sistemine gönderilen uyarılar olduğunu anlatan Akbirgün, “Alarm halindeki zihin sorgulamaz. Tepki verir. Tepki veren toplum ise yönlendirilmeye daha açıktır.” dedi.</p>

<p>-Sosyal medyada linç... “İçerikler çoğu zaman bilgilendirmek için değil, tetiklemek için tasarlanır”</p>

<p>Öfkenin sosyal medya ortamlarda en hızlı yayılan duygulardan biri olduğunu, bir kişinin öfkesinin başka bir kişinin öfkesini tetiklediğini kaydeden Akbirgün, kalabalık büyüdükçe bireysel düşünmenin azaldığına, kolektif tepkinin arttığına ve bu noktada önemli bir dönüşüm gerçekleştiğine dikkat çekerek, şöyle konuştu:</p>

<p>“İnsanlar düşünerek değil, hissederek karar vermeye başlar. Hissederek verilen kararlar, çoğu zaman eksik bilgiye dayanır.”</p>

<p>Sosyal medyada linçin hukuki bir süreç değil; duygusal bir yargılama biçimi olduğunu söyleyen Akbirgün,“Bugün dijital dünyada en değerli şey bilgi değil, dikkattir. Daha fazla dikkat, daha fazla etkileşim demektir. Daha fazla etkileşim ise daha fazla ekonomik kazanç anlamına gelir. Bu nedenle içerikler çoğu zaman bilgilendirmek için değil, tetiklemek için tasarlanır.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>-“Zihin Karmaşıklığı Sevmez”</p>

<p>Son dönemde internet haberleri üzerinden hızla yayılan öfke ve suçlamalara işaret eden Akbirgün, “İnsan zihni belirsizliği sevmez. Belirsizlik anında beyin en hızlı ve en çarpıcı açıklamaya tutunur özellikle de bu açıklama suç, ihmal ya da kasıt içeriyorsa. Bu süreçte üç mekanizma devreye giriyor. Duygusal bulaşma; Öfkeli yorumları gördükçe öfkelenirsiniz. Onaylama yanlılığı; İnandığınız şeye uyan bilgiyi hızla kabul edersiniz. Dijital cesaret; ekran arkasında olmak empatiyi azaltır” şeklinde konuştu.</p>

<p>-“Yanlış, eksik haberler yalnızca tıklanma üretmez; insanların itibarını, saygınlığını, ruh sağlığını zedeler”</p>

<p>Bir başlığın gerçeğin tamamı, bir iddianın kanıt, bir yorumun da hüküm olmadığının unutulmamasını isteyen Akbirgün, “Yanlış veya eksik haberler yalnızca tıklanma üretmez; insanların itibarını, mesleki saygınlığını ve ruh sağlığını da zedeler. Sağlık çalışanları, öğretmenler, kamu görevlileri ya da herhangi bir birey; doğrulanmamış bilgiler nedeniyle toplu saldırıya maruz kalmamalıdır. Linç, hukuki değil; duygusal bir yargılama biçimidir” dedi.</p>

<p>-Günah keçisi mekanizması…</p>

<p>Toplum stres altındayken zihnin karmaşık sistemleri anlamakta zorlandığını, ekonomik yapıların karmaşık, eğitim politikalarının çok katmanlı, sağlık sistemlerinin de detaylı olduğunu dile getiren Akbirgün, ancak bireyin somut olduğunu kaydetti. Akbirgün, “Bu nedenle toplumsal öfke çoğu zaman sisteme değil, en görünür kişiye yönelir. Bu savunma mekanizmasına psikolojide ‘günah keçisi mekanizması’ denir. Bu mekanizma geçici bir rahatlama sağlar. Ancak sorunu çözmez. Sadece yönünü değiştirir.” şeklinde konuştu.</p>

<p>-“Sürekli alarm halinde yaşayan zihin sağlıklı karar veremez”</p>

<p>Sürekli kriz, tehdit ve öfke içeren içeriklere maruz kalmanın sinir sistemini kronik alarm durumunda tuttuğunun altını çizen Akbirgün, bu durumun psikolojik sonuçlarını şöyle aktardı:</p>

<p>“Empati, sabır azalır, dürtü kontrolü zayıflar. Hızlı yargılama normalleşir. Uzun vadede kişi dünyayı daha güvensiz bir yer olarak algılamaya başlar. Bu algı, gerçeklikten çok maruz kalınan içerikle şekillenir.”</p>

<p>Asıl gücün tepki vermemeyi seçebilmek olduğunu vurgulayan Akbirgün, çarpıcı bir bilgi karşısında, “Bu bilgi beni bilgilendiriyor mu, yoksa tetikliyor mu?” sorusunun sorulması önerisinde bulundu.</p>

<p>-“Çocukların psikolojik dayanıklılığını belirleyen en güçlü faktör ebeveynle kurulan duygusal bağdır”</p>

<p>Bugünün çocuklarının yalnızca ailelerinin değerleriyle değil maruz kaldıkları dijital içeriklerle büyüdüğünü, algoritmaların pedagojik gelişimi değil, etkileşim içerik ve süresini optimize ettiğini belirten Akbirgün şöyle konuştu:</p>

<p>“Daha fazla izleme, daha fazla kalış süresi, daha fazla tepki… Bu nedenle çocuklar çoğu zaman daha fazla çatışma, daha fazla öfke ve daha fazla kutuplaşma içeren içeriklerle karşılaşır. Ancak burada belirleyici olan teknoloji değil ilişkidir. Çocukların psikolojik dayanıklılığını belirleyen en güçlü faktör ekran değil; ebeveynle kurulan duygusal bağdır. Çocuklar söyleneni değil, gözlemlediklerini öğrenir. Evdeki dil, ekranın etkisini azaltabilir. Ama ekran, evdeki duygusal boşluğu dolduramaz.”</p>

<p>-Çocuklarda ekran süresi ve içerik: Ne kadar, nasıl, hangi sıklıkta?</p>

<p>Dijital çağda meselenin artık “ekran yasak mı, serbest mi?” değil, “ne kadar süre ile ne sıklıkta ve hangi içerik?” olduğunu kaydeden Akbirgün, ekran süresinin tek başına belirleyici olmadığını, içeriğin niteliği, çocuğun yaşı, aile içi iletişim ve kullanım amacının belirleyici olduğunu söyledi.</p>

<p>-Yaşa göre ekran süre önerileri…</p>

<p>Akbirgün 0–2 yaş için ekran önerilmediğine vurgu yaparak; sadece aileyle birlikte, görüntülü konuşma gibi sınırlı ve etkileşimli kullanım olabileceğini kaydetti.</p>

<p>2–5 yaş aralığındaki çocuklar için önerilen ekran süresinin günlük en fazla 1 saat olduğunu kaydeden Akbirgün, bu sürenin bölünmüş ve ebeveyn eşliğinde olmasının tercih edilmesi ve içeriğin mutlaka yaşa uygun ve sakin olması önerisinde bulundu.</p>

<p>İpek Akbirgün, 6–12 yaşa günlük 1–2 saat ekran süresi verilebileceğini söyleyerek, süre kadar içerik kalitesinin önemli olduğunu vurguladı; ödev için kullanımın ayrı değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>12–17 yaşta ise net saat sınırından çok öz düzenleme becerisinin hedeflenmesini öneren Akbirgün, “Ortalama 2–3 saati aşan sosyal medya kullanımı riskli olabilir. Gece kullanımı özellikle sınırlandırılmalı” dedi.</p>

<p>Gün içine yayılmış kısa aralıkların, uzun ve kesintisiz kullanımdan daha sağlıklı olduğunu kaydeden Akbirgün, “Sınırsız hafta sonu” uygulamasının önerilmediğini ve haftada en az 1 günün de düşük ekran günü olarak planlanabileceğini belirtti. Akbirgün, ekranın yatmadan en az 1 saat önce ekran kapatılması tavsiyesinde bulundu.</p>

<p>-Hangi içerikler daha sağlıklı hangisi sınırlandırılmalı</p>

<p>Hangi içeriklerin daha sağlıklı olduğuyla ilgili olarak ise Akbirgün şu bilgileri verdi:</p>

<p>“Eğitsel programlar, belgeseller, üretim odaklı uygulamalar (kodlama, tasarım, müzik), gerçek arkadaşlarla kontrollü iletişim, problem çözme ve yaratıcılık içeren oyunlar.”</p>

<p>Çocuk beyni sürekli yüksek uyarana maruz kalırsa normal hayatın sıkıcı gelmeye başladığını, bunun da dikkat süresini kısalttığını vurgulayan Akbirgün sürekli uyaranları şöyle aktardı: “Aşırı hızlı, yoğun görsel geçişli videolar, sürekli ödül-dopamin döngüsü yaratan kısa video akışları, şiddet içerikli oyunlar, aşağılama, linç, zorbalık içeren içerikler, felaket ve kriz haberleri.”</p>

<p>-“Çocuk söyleneni değil, yapılanı kopyalar”</p>

<p>Akbirgün süreden daha önemli 5 faktörü ise “içerik kalitesi, ortam, duygusal takip, uyku ve model olma” olarak sıraladı ve şöyle konuştu:</p>

<p>“Ekran süresi 1 saat olabilir ama içerik şiddet doluysa risklidir. Küçük yaşta ekran ortak alanda olmalı. Kapalı kapı ve sınırsız internet risk artırır. Çocuk izledikten sonra nasıl hissediyor? Gergin mi, huzurlu mu, agresif mi. Bu önemli. Gece ekran kullanımı uyku kalitesini bozar. Uyku bozulursa duygu düzenleme zorlaşır. Anne-baba sürekli telefondaysa süre kuralı işlemez. Çocuk söyleneni değil, yapılanı kopyalar.”</p>

<p>Akbirgün, içerik kontrolünün nasıl sağlanabileceği konusunda ise yaşa uygun platform seçimi, ebeveyn denetim ayarları ve haftalık dijital sohbet önerdi ve özellikle ergenlerde yasaklayıcı değil, rehberlik edici dil kullanarak dijital sözleşme yapılabileceğini kaydetti.</p>

<p>-Alarm İşaretleri…</p>

<p>Ekran kesildiğinde çocukta yoğun öfke, uyku bozukluğu, akademik düşüş, sosyal geri çekilme, gerçek hayatta keyif alamama varsa ekran kullanımının gözden geçirilmesi gerektiğini belirten Akbirgün, bu durumda süre azaltımının kademeli olarak yapılması, ani yasak uygulanmaması ve ebeveyn /çocuk psikolojik danışmanlığı önerildiğini kaydetti.</p>

<p>Ekranı tamamen kaldırmanın çözüm olmadığını dile getiren İpek Akbirgün, en güçlü koruyucu faktörün güvenli bağlanma, açık iletişim ve model olan ebeveyn olduğunu belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Akbirgün, çocuk güçlü bir duygusal zemine sahipse, dijital dünyanın etkisinin azalacağını vurguladı.</p>

<p>Çocukların yalnızca ekrana değil, ev içindeki duygusal atmosfere de maruz kaldığına dikkat çeken Akbirgün, “Hatta çoğu zaman ekran içeriğinden daha güçlü belirleyici olan budur” dedi.</p>

<p>Çocuğun doğrudan maruz kalmasa bile etkilenebileceğini söyleyen Akbirgün, “Çocuklar sadece duyduklarını değil, hissedilenleri de algılar. Özellikle küçük yaşlarda çocuk beyni, ebeveynin yüz ifadesini, ses tonunu ve beden dilini sürekli tarar. Güvenlik algısını buradan oluşturur. Anne-baba sürekli kaygılıysa, haber izlerken sert tepki veriyorsa, öfkeyle yorum yapıyorsa, umutsuzluk dili kullanıyorsa çocuk ‘dünya güvensiz, insanlar tehlikeli, her an bir kriz çıkabilir’ mesajını alır” diye konuştu.</p>

<p>-“Duygu düzenleme becerisi… Öğütle değil, modelle…”</p>

<p>Çocuk gelişiminde en önemli unsurlardan birinin duygu düzenleme becerisi olduğunu dile getiren İpek Akbirgün, bu becerinin öğütle değil, modelle öğrenildiğini, anne babanın tepki vermeden önce durması, felaket dilinden kaçınmasının önemli olduğunu vurguladı.</p>

<p>Evde duygusal güven alanı oluşturmanın öneminin altını çizen Akbirgün, evin dış dünyanın stresinden arınmış bir alan olması gerektiğini, sürekli kriz konuşulan evlerde çocukların zihinsel olarak rahatlayamadığını belirtti ve şöyle konuştu:</p>

<p>“Ebeveynin sürekli alarm halinde olması çocuğun da alarmda kalmasına neden olur. Günde belirli saatlerde mümkün olduğunca sağlıklı kanallardan haber takibi yapılmalı. Çocuklar dünyayı ebeveynlerinin gözlerinden görür. Anne-baba dünyayı tamamen güvenli göstermek zorunda değildir. Ama yönetilebilir göstermek zorundadır. Duygular bastırılmamalı, taşırılmamalı. Adlandırılmalı, düzenlenmeli ve bağlam içine yerleştirilmelidir.”</p>

<p>-“Linç kültürü empatiyi aşındırır”</p>

<p>Sürekli yargılayıcı ve suçlayıcı dile maruz kalmanın empatik düşünme kapasitesini zayıflattığı, hem çocuklar hem de yetişkinlerin zamanla dünyayı daha sert, insanları daha tehditkâr algılamaya başladığı uyarısında bulunan Akbirgün, şunları kaydetti:</p>

<p>“Bu, bireysel bir zayıflık değil; çevresel bir etkidir. Çünkü empati doğuştan gelen değil, öğrenilen bir beceridir. Ve öğrenildiği kadar, kaybedilebilir de. Asıl soru, ‘Tepkilerimizi biz mi yönetiyoruz?’ dur. Çarpıcı bir başlık gördüğümüzde önce duygularımız harekete geçer. Sonra zihnimiz o duyguyu haklı çıkaracak gerekçeler üretir. Bu süreç fark edilmeden gerçekleşir ve kişi, düşündüğünü zannederken aslında hissettiğini savunur.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Haberler, Yaşam</category>
      <guid>https://www.kibrisinsesi.com/klinik-psikolog-akbirgun-ofke-sosyal-medyada-en-hizli-yayilan-duygulardan-biri</guid>
      <pubDate>Sun, 01 Mar 2026 11:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisinsesicom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisinsesi-com/uploads/2026/03/1772350703133ipek-akbirgun.jpeg" type="image/jpeg" length="70994"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dilek Çavuş için acil 0 Rh - kan aranıyor]]></title>
      <link>https://www.kibrisinsesi.com/dilek-cavus-icin-acil-0-rh-kan-araniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisinsesi.com/dilek-cavus-icin-acil-0-rh-kan-araniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2>Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi’nde yoğun bakımda tedavi gören Dilek Çavuş için acil 0 Rh - kana ihtiyaç olduğu duyuruldu.</h2>

<p>Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi’nde yoğun bakımda yatmakta olan Dilek Çavuş için acil 0 Rh - kana ihtiyaç bulunduğu bildirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kan bağışında bulunmak isteyenlerin, Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Kan Bankası’na müracaat etmeleri rica edildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Haberler, Yaşam</category>
      <guid>https://www.kibrisinsesi.com/dilek-cavus-icin-acil-0-rh-kan-araniyor</guid>
      <pubDate>Mon, 23 Feb 2026 17:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisinsesicom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisinsesi-com/uploads/2026/02/image-870x-699324928bc5e.jpg" type="image/jpeg" length="76725"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
