Çözüm yolunun yalnızca büyük zirvelerden değil, günlük yaşamı değiştirecek somut adımlardan geçtiğini belirten Kanatlı, Ankara’nın iki devletli çözüm politikasını, Kıbrıs’ın kuzeyindeki asimilasyon sürecini ve mevcut durumun işgalin yasallaşmasına dönüşme riskini de sert sözlerle eleştirdi.

Kanatlı, “5+1 masası kurulana kadar geçecek süre boş bir bekleme odası değildir” diyerek, elektrik bağlantısından yeni geçiş noktalarına, doğrudan ticaretten mülkiyet ve güvenlik başlıklarına kadar birçok konunun bugünden ele alınabileceğini söyledi.

KIBRISIN SESİ ÖZEL RÖPORTAJ

“Guterres taraflara net bir fotoğraf gösterdi”

BM Genel Sekreteri’nin açıklamalarının diplomatik ve dengeli bir dil içerdiği yönündeki değerlendirmelere yanıt veren Kanatlı, YKP’nin kendi siyasi beklentilerini Guterres’in sözlerine yüklemediğini belirtti.

Guterres’in açıklamalarının adadaki mevcut duruma ilişkin net bir fotoğraf ortaya koyduğunu savunan Kanatlı, güven artırıcı önlemler konusunda yapılan çağrının tarafların bugüne kadarki performansının yetersiz bulunduğunu gösterdiğini söyledi.

Kanatlı, Guterres’in Barış Gücü’nün yetkisine saygı gösterilmesi yönündeki vurgusunun Pile’de yaşananlar gibi gelişmelere işaret ettiğini belirterek, Genel Sekreter’in çözüm bulunamaması hâlinde Kıbrıs’ın “alevler içindeki bir bölgede” çok daha savunmasız kalacağı uyarısında bulunduğunu hatırlattı.

“Guterres, günlük yaşamda fark yaratacak güven artırıcı önlemler için çabaların iki katına çıkarılmasını istedi. Bu, yapılanların yetersiz olduğunun açık ifadesidir.”

“Bütünlüklü çözüm beklenirken uzlaşılan konular ertelenmemeli”

Kanatlı, Kıbrıs sorunundaki temel tıkanıklığın, “Her şeyi konuşalım ve her konuda anlaşmadan hiçbir adım atmayalım” yaklaşımından kaynaklandığını söyledi.

YKP’nin bütünlüklü çözümü hedef olarak koruduğunu ancak uzlaşılan konuların hemen hayata geçirilmesine olanak sağlayacak bir çerçeve anlaşması yaklaşımını savunduğunu ifade eden Kanatlı, iki toplumlu mahkeme, doğrudan ticaret, yeni geçiş noktaları ve elektrik sistemlerinin birbirine bağlanması gibi konuların nihai çözümü beklemeden uygulanabileceğini belirtti.

“Her şey üzerinde uzlaşılmasını beklemek yerine, üzerinde anlaşmaya varılan her konu hayata geçirilmelidir. Çözüm bir sabah gökten zembille inmeyecek.”

“Sorun teknik değil, ayrı devlet ısrarıdır”

Yeni geçiş noktaları, doğrudan ticaret ve ortak kurumlara ilişkin önerilerin gerçekçi olmadığı yönündeki eleştirilere yanıt veren Kanatlı, bu başlıkların yeni olmadığını ve geçmiş müzakere süreçlerinde ayrıntılı biçimde ele alındığını söyledi.

Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün uygulanmasının önündeki temel engelin teknik değil, siyasi olduğunu savunan Kanatlı, Mağusa Limanı üzerinden yapılacak ticaretin hangi yapı tarafından kontrol edileceği tartışmasının tanınma talebine dönüştürüldüğünü ifade etti.

Kanatlı, ayrı devlet anlayışının sürdüğü müddetçe ortak kurumlara ilişkin her önerinin ütopik görülmeye devam edeceğini belirtti:

“Ayağınız ayrı devlet ilişkisinde, kafanız da ayrı devlet varlığında olduğu sürece bu öneriler ütopik görünür. Ayrı devlet hayaleti her iddiayı zehirlemeye devam eder.”

Kanatlı, Kuzey İrlanda’daki İyi Cuma Anlaşması’na benzer bir çerçeveyle ortak kurumların aşamalı olarak kurulabileceğini ve bunların ileride federal devlet kurumlarına dönüşebileceğini savundu.

“Güvenlik ve garantiler başlığında dokuz yıldır ev ödevi yapılmadı”

Yeni bir 5+1 toplantısına geçilmeden önce tarafların somut sonuç üretmesi gerektiğini belirten Kanatlı, Guterres’in ortaya koyduğu çerçevenin hâlâ masada olduğunu söyledi.

Çerçevenin ilk başlıklarından birinin güvenlik ve garantiler olduğunu hatırlatan Kanatlı, Genel Sekreter’in taraflara yaklaşık dokuz yıldır bu konuda “ev ödevlerini yapmaları” çağrısında bulunduğunu ifade etti.

Kanatlı, tarafların daha önce uzlaşılan noktalardan devam etmeye istekli görünmediğini ancak bunun mevcut çerçevenin ortadan kalktığı anlamına gelmediğini vurguladı.

“Ortada hâlâ bir çerçeve vardır. Yapılması gereken, daha önce nerede kalındıysa ve taraflar masaya ne koyduysa oradan devam etmektir.”

“5+1’e kadar geçecek süre boş bir bekleme odası değildir”

Güven artırıcı önlemlerin uygulanacağı resmî bir geçiş döneminin statükoyu daha kalıcı hâle getirip getirmeyeceği sorusuna yanıt veren Kanatlı, toplumlar arasında kurulan her ilişkinin çözüm sürecine katkı yaptığını söyledi.

Güven artırıcı önlemleri statükoyu güçlendiren unsurlar olarak görmenin yanlış olduğunu belirten Kanatlı, temasın olmadığı dönemlerde toplumlar arası gerginliğin daha kolay büyüdüğünü ifade etti.

“5+1 masası kurulana kadar geçecek süre boş bir bekleme odası değildir; tam da güven artırıcı önlemlerin hayata geçirileceği süredir.”

Kanatlı, çözümün bir “yol hâli” olduğunu vurgulayarak, bir taraftan ayrılığı derinleştirecek projeler üretilip diğer taraftan toplumlara kardeşlik çağrısı yapılamayacağını söyledi.

Bengihan'dan hükümete eleştiri: "Ülke kaosa sürükleniyor"
Bengihan'dan hükümete eleştiri: "Ülke kaosa sürükleniyor"
İçeriği Görüntüle

“Ankara’nın iki devletli siyaseti işgalin yasallaşmasına yol açabilir”

Kanatlı, Ankara’nın Kıbrıs politikasını ve iki devletli çözüm yaklaşımını eleştiren Kanatlı, bu siyasetin Kıbrıslı Türklerin varlığını güvence altına almadığını, aksine Türkiye’ye bağımlılığı derinleştirdiğini savundu.

İki devletli çözüm çizgisinin, adanın kuzeyindeki mevcut fiilî durumun kalıcılaştırılması ve işgalin yasallaştırılması sonucunu doğurabileceği uyarısında bulunan Kanatlı, Türkiye’den yapılan siyasi açıklamaların da toplumdaki kutuplaşmayı artırdığını belirtti.

Kanatlı, kuzeyde uzun yıllardır sürdürülen siyasi, kültürel ve demografik politikaların Kıbrıslı Türklerin kimliği ile toplumsal varlığını tehdit ettiğini ileri sürerek, dışa göçü ve Sünni İslam merkezli dönüşümü asimilasyon sürecinin sonuçları olarak değerlendirdi.

“Elli yıldır uygulanan asimilasyon politikaları bizi 80 milyonun içinde eritmeye devam ediyor. Ya Kıbrıslı Türkler sonsuza kadar yaşayacak ya ayrı devlet; bunlar ters orantılıdır, ikisi aynı anda sonsuza kadar yaşayamaz.”

Kanatlı’ya göre iki devletli çözüm söylemi, Kıbrıslı Türklerin kendi kimliği ve siyasi iradesiyle geleceğini kurmasına yönelik bir güvence sunmuyor; Ankara’ya bağımlılığı derinleştirirken, adanın kuzeyindeki fiilî durumun ve işgal koşullarının hukuki bir zemine taşınması riskini de beraberinde getiriyor.

“Taviz dili milliyetçi bakış açısının ürünüdür”

Tarafların hangi konularda taviz vermesi gerektiği sorusuna da karşı çıkan Kanatlı, mülkiyet, siyasi eşitlik ve yönetimin paylaşılması gibi konuların “taviz” olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.

Mülkiyet başlığında yaklaşık 200 bin Kıbrıslının haklarının mevcut koşullara uygun biçimde düzenlenmesinin bir taviz olmadığını belirten Kanatlı, siyasi eşitlik ve idarenin paylaşılmasının da çözümün doğal gereklilikleri arasında olduğunu ifade etti.

“Toprağı kanla aldım anlayışıyla bakarsanız, hakkı sahibine vermeyi taviz olarak görürsünüz. Öncelikle bu dilin değiştirilmesi gerekir.”

Kanatlı, geçmiş müzakerelerde tarafların birçok konuda zaten yakınlaştığını ve kamuoyuna yansıtılanın aksine uzlaşma alanlarının oldukça geniş olduğunu savundu.

“Yaptırımımız toplumların iradesidir”

Güven artırıcı önlemler için belirlenen takvime uyulmaması hâlinde yaptırım uygulanıp uygulanmaması gerektiği sorusuna yanıt veren Kanatlı, YKP’nin zorlayıcı yöntemler yerine toplumsal iradenin güçlendirilmesini savunduğunu söyledi.

Yeşil Hat Tüzüğü’nün ilerlemesinde süreci takip eden kurumların, Derinya ve Lokmacı kapılarının açılmasında ise sivil inisiyatiflerin belirleyici olduğunu hatırlatan Kanatlı, benzer oluşumların desteklenmesi gerektiğini belirtti.

“Sonuç alacak olan, bu inisiyatifleri güçlendirmektir. Toplumların iradesine güvenmekten başka bir yaptırım öngörmüyoruz.”

Kanatlı, Lurucina-Athienou geçiş noktasının açılması için çalışan yerel girişimlere de daha güçlü destek verilmesi gerektiğini ifade etti.

Kıbrısın Sesi 4 Ağustos 2026 Sayi 406.Jpg