“Ne hoş bir güzelliği vardır, 

hafif adımlarla, 

dünyadan gülümseyerek geçenlerin.

 Kimseye bir kötülüğü dokunmadan yaşayanların, 

onurlu bir yaşamı seçenlerin.”

 

Bazı yazılar huzur kaçırır. Peki huzur kime haktır? Yazarak kendi varoluşunu anlamlandırmaya çalışana mı? Tabulardan betonlar yaratanlara mı?

Hrant Dink, öldürülmeden önce, ‘huzur kaçıran’ bir yazı yazmıştı örneğin. Diğerlerinin huzur kaçıran dediği şey, onun kendi varlığını anlamlandırma çabasından başka bir şey değildi. Tartışmaktan imtina edilen bir konuydu tartışmaya açtığı.

Hrant’ın öldürülmesinin yıldönümünde aklıma Kutlu Adalı geldi nedense. Adalı da öldürülmeden önce bir yazı yazmış, birilerinin ‘huzuru’nu kaçırmıştı. Kimlik, gurur, onurdan; ezilen halkın eriyen kimliğinden bahsetmişti çünkü. Kendi durduğu noktayı anlamaya çalışıyordu. Fakat durduğu yere dair söz söyleme hakkı elinden alındı.

Bir yerde doğmak, yaşamak ya da ortak yaşam sürdüğü toplumun geleceğiyle ilgili birkaç kelam etmek hedef haline getirdi onları. 

Bazen bir yerin yerlisi olmak söz söylemenize yetmez. Bazen binlerce yıldır yaşadığınız topraklarda barış içinde yaşamak gibi tertemiz bir düşünce üretmeniz sizi hedef haline getirir.

Fakat ‘makbul vatandaş’ olduğunuzda işler değişebilir. Makbul vatandaş, birilerinin belirlediği söz sınırları içerisinde konuşmak; bazı meseleleri tartışmaya açmamaktır bu durumda. 

Peki toplumun döktüğü beton, bir halkın geçmişi üzerindeyse kimin huzuru kaçmalıdır?

Türkiye’de Ermeni olabilmek, geçmişi tanımlamak ve özgür bir gelecek hayali kurmak fakat geleceğini belirlemekle ilgili karar mekanizmalarına dahil olamamak ile Kıbrıs’ta yaşayıp yaşadığı ülkenin geleceğinde söz sahibi olamamak benzer temeller üzerinden yükseliyor. Bu temelde barış, bir savaşmama hali olmaktan ziyade özgür bir geleceğin teminatı olan bu coğrafyalar üzerindeki sisi aralamak üzerinden konuşulmalı.